2011/12/18

kaç şeker alırsın?

uyandığımda pijamamın tek paçası dizimdeydi yine.bu hep beni eğlendirirdi,gülümseyip tuvalete doğru ilerledim.
bacaklarımdaki batıklarla mücadele ettikten sonra sifonu çektim.
musluğu soğuk kısmına çevirip ayılmak için iki avucumu doldurup kuru yer bırakmayacak şekilde yüzüme çarptım.tekrar... tekrar...
aynaya baktım kısa bir süre..
saçlarımın kontrolü hiç bende olmadı bende kontrolü ele geçirmeyi sevmedim hiç.gülümsedim yine...
telefonla aram hiç iyi olmamıştı. yinede hızlı mesaj yazabiliyordum ama aramak istedim...
günaydın...ekmek alır mısın?
radyoyu açıp,çatallı sesimle mırıldanmaya başlıyorum...
domatesleri yıkadıktan sonra kettledaki sıcak suyla çayı demledim.. dolaptan kahvaltılıkları çıkardım,ardından yarım kalan işime dönüp domatesleri dilimledim...bıçağı tezgahın köşesine bıraktım..
iki tabak,iki çatal alıp balkona ilerledim..masa örtüsünde kırıntılar görünce,elimdekileri küçük dolabın üstüne bırakıp örtüyü silkeledim... hava güzeldi..rüzgar yüzüme vurduğunda kendime iyice geldim...
tam gökyüzüne dalmışken çayın fokurtusuna koştum..
hala gelmedi... neyse birazdan gelir ben yumurtaları çırpmaya başlıyım...
yağı kızdırırken,kızarmış ekmeklerin kokusuda mutfağa dağılmıştı...
tam yumurtayı tavaya koyduğum anda kapı çaldı... evet geldi sonunda...
ocağı kısıp kapıya sevinçle yöneldim...terliklerim sesi bile daha yüksekti mutluluktan...
gelen bakkalın çırağıydı.. abla ekmeği getirdim...
alıp yumurtaları tabaklara koydum,çayı doldurdum.. ekmeği böldüm...
biliyorum gelmeyeceksin...uzun süren bu halimin sebeplerini ararken,cevaplarda veriyorlar kendilerine.. sorularına susuyorum,seni beklediğimi söylemiyorum...
delirdiğimi konuşuyorlar kendi aralarında...onaylar gibi yüzlerine gülüyorum...
aslında sıradan bir gündü sadece 3 yıl önce bugün hayatımın kontrolünü kaybettim...
bembeyaz bir duvara bakıyordum şimdi...demir divanda ellerimi bileklerimden kavrayan kelepçelerle,kendime zarar vermemden korkuyorlar... ama üç yıl önce bugün ben domates doğrarken kimse elimdeki bıçağı ortalıkta bırakmama karışmamıştı..oysa o gün çekmeceye bıraksaydım,elimdeki bıçakla seni öldürmemiş olabilirdim bebeyim...
çayını doldurdum ama ilaçlardan sanırım kaç şeker attığını unuttum...
kaç şeker alırsın?

2011/12/17

sinek şaplağı

3-4 yaşlarındayım...
annem birgün beni pazara yanında götürmedi.
komşumuza bıraktı.
tabi ben kalmak istemedim ama zorladı çünkü pazarda sorun yaratıyordum.
 ben çırpınırken ,kadın belimden kavradığı gibi içeri çekip kapıyı kapatmıştı bile.
annem ise onun ergen ve sıska kızıyla pazara doğru yol almaya başladı.
kafamda onun annemi çaldığı fikri giderek yaygınlaşıyordu.
ben onun çocuğuydum ben varken onu nasıl alırdı yanına...
bu intikam başlangıcıydı...
pencerenin önüne oturup bir yandan da söylenerek annemi beklerken,
komşumuz bana süt ısıtıp birşeyler veriyorduki oyalanıcaktım
ama öyle küçük şeylere kanacak bir çocuk değildim..
kadın namaz kılmaya diğer odaya gitti.
bende ardından ilerledim... çift kişilik demir divana zar zor çıktım ve izlemeye başladım...
sadece onu değil heryeri süzüyordum.birşey olmalı evet birşey bulmalıyım...
annemi kaptırmamın intikamını almalıydım... ve,
evet!
sinek şaplağı oracıkta duruyor...
divandan inip şaplağı aldım...
ve namazdaki komşu teyzemin poposuna defalarca vurdum.-
o beniim anneem.-
-senin kızın benim annemi alamaz.
-ben onun çocuğuyum. beni alacak tabi yanına size ne oluyor...
evet bunu yaptım.anneme şikayet etti.. birkaç terlik atışından sonra annem sakinleşti ve annem tekrar benim.
annemi kimselere vermem,zaten annemde birdaha kimseye bırakmadı beni.
zafer benimdi!!

2011/12/14

HIZ

birkaç insan oturup konuşuyoruz
kirlenmiş bedenler diyorlar
üstüne ağıza alınmayacak sözler
susuyorum uzun bi süre
konuşmanın gidişine üzülüyorum
insanların kafalarına üzülüyorum
bakıp bakıp kendime üzülüyorum
sevmeyecekler hiç
hatta sevemeyecekler
inanıyorlar temiz olduklarına
ya da kirlerin hiç arınmayacağına.
çemberin dışındaki herkes kirliydi
ama aynaya yansıyan insan
kendini hiç tarafsız göremedi
oturmuş konuşuyorlar
onu,bunu,şunu...
masada olmayan herkes dillendi aslında
ardından kötü sözleri örten iyi bir söz
''aslında iyi bir insan''
telafi ediyordu tüm kötü sözleri.
gökyüzü kızarıyor utancından
yutup sözümü.
camdan dışarıya bakıyorum
elimdeki rakı kadehini ağzıma götürüyorum
o sıra şişeye takılıyor gözüm
uzun uzun düşünüyorum...
anlıyorumki faydasız..
rakı bile yarılamışken şişeyi
hızına yetişmek zor
tükeniyor herşey tüm gücüyle.

2011/12/13


zeytiin hanımefendi ev arkadaşımın kızı ama benimde kızımdır kendileri...herkes beyaz tavşanları alırken zeytini kimse istememiş köşelerde kalmış.arkadaşım onu o kuytusundan çıkarıp evimizin kara prensesi yaptı ve benimde evcil hayvan serüvenim başlamış oldu. o olmasa benim aklıma gelmezdi davşan beslemek çünkü ben bir apartman çocuğu olarak hayvanlardan uzak yetiştirildim.dokunma,yaklaşma cümleleriyle tırsık bir çocuk oldum.birkaç kuş besleme ve civciv alıp onlarında horoz çıkması sonucunda ise  bu konuyla ilişiğim kesilmişti.kedilerle aramın düzelmesi yeni ancak eve bir kedi almayı deli gibi istesemde birinin daha bunu isteyip zaman zaman bana kol kanat germesi gerekir.gelelim zeytine.o minicik,tefecik bir zeytin ezmesi.başlarda kendisini istemediğim doğrudur çünkü o sıra kedi girişimlerim vardı fakat kendisi o kadar şapsalki sevmemek elde değil,yinede yahni diyorumki arada haddini bilsin. fakat kime diyorum, acaba umrunda değil dünya hopp şşşhhtt bütün seslenme şekillerini denesemde ona ulaşmak imkansız gibi.kafası nereye eserse oraya. sadece arada avucumda uyuşup kalıyo.hatta yazarken kendisi bilgisayarın üzerinde zıplayıp,bi tur dolaşıp bi pıt bıraktı valla.
ayrı bir zaman ayırıp onunla deli gibi eğleniyorum ne yalan söyliyim iyi geldi hayatıma.
zeytin iyiki geldin kız evimize:)

2011/12/11

doğdum ben baya yıl önce!

ben 10 aralıkta doğdum.buraya yazmak için anca vaktim oldu ama yazmazsamda olmazdı.kış günü karabüğün devlet hastanesinde anneme gelmeyen sancı yüzünden sezeryanla doğdum ben.aslında yerimde yurdumda pek iyiydim.aynı saatlerde ise annemin babası kalp krizi geçirerek öldü.dedemle tek ortak durumum bu.onun mezarında ölümken benim hayatımda doğum olarak geçiyor bu tarih.
artık doğum günlerine verdiğim önem iyice azalıp,unutmaya kadar gitmekte.haftasonu evde yalnızım diye arkadaşlarımı çağırdım ama doğum günüme denk getirdiğimden bilinçli gibi bi durum oldu ama değildi.onlar demese farkında değildim.daha kötüsü doğum günüme 10 dk kala bir arkadaşımı napıyorsun diye aradım.sanki kendi doğum günümü kutlatmak için oldu.hatta baya yaşlandığımı vurguladı herkes.
sonra bu sefer hediye istemeden aldıkları hediyeyi çok net tutturan arkadaşlarıma alkışlar sunuyorum.kukla pinokyo istiyordum nezamandır ama kimseye dememiştim onu bana almışlar.ardından uzun zaman önce verdiğim sipariş ekolinlerinde ilk 5 adeti masamızda yerini aldı.
doğduk,büyüdük onuda geçip yaşlanıyoruz hüleyyyn!

2011/12/06

deli gün!

yere yakın çuvallarda duran pirinçlere takıldı gözüm
sarı sayfalı bakkal defteri
tadına doymadığım bir çikolata markası
tek tek anımsattı kendini...
kendime gelip birkaç şey alıyorum.
ardından çıkıp yoluma devam ediyorum
elimdeki poşetlerin ağırlığında mı bilmem
kendimde ağırlaşıyorum
zihnim kayıp gidiyor yine
bir kediyi düşünüyorum
korkmama rağmen ayaklarıma dolandığını
ardında masamdaki kalemlerin üzerinde gezindiğini
hatta düşünmeyi biraz abartıp,
ayaklarını kırmızı boyaya daldırışını hayal ediyorum
zihnim yerine geldiğinde eve çoktan yaklaşmıştım
eminim tüm yolu tebessümle geçirdim
bazı insanlar deli olduğumu düşünmüştür kesin.
aslında sizde öyle düşünüyorsunuz.
hayır, deli demenize kızmıyorum
bugünlerde akıllıyım diyenlerden korkuyorumda ben.

2011/12/01

ihmalkar üstüne hafıza sıfır olan kul!

son zamanlarda zamanın eksikliği ile ilgili problemler yaşıyorum.
kimseye vakit ayıramıyorum. aileme,arkadaşlarıma,kendime...
herkes az vakit ayırmamdan şikayet eder durumda.. abanaya gittiğimde bi haftalık zamanımı 42 eş parçaya bölmeye çalışıp dağıtmayı beceremiyorum.. istanbul,çorlu,kocaeli... aynı etkide dağılıyor bu durum. hani şu durumdan popüler falan bi insan etkiside yaratmıyım. 3-5 arkadaş.. gereğinden fazla tanıdık insan var etrafımda ve ben beceriksiz bir insanım,insan ilişkilerinde hiç iyi olamadımki.
 herkesi arayan falan bir insan değilim.zaten telefonla devamlı zıt düştüğümü diyorum.bugün aynı cümleyi telefonda söyledim.
 evet ihmal etmemeye özen gösteriyorum ama kendime bile hayrım yokki benim.
kocaelide devamlı birileriyle tanışıyorum ama sonra hatırlamıyorum.
--biz tanışmıştık dimi?
--ııı ben bu aralar çok fazla insanla tanıştım kusura bakma...
--oooo cool hareketler
--yanlış anladın öyle deil...
ya da
---sonunda telefonuna baktın
-- duymamışım
-- insan bi arar dimi
-- arıyacaktım dalmışım..
--uzun bir küfür yada aynı etkide bi cümle
--şey ben gek gük...
devamlı bu muhabbet döner durumda. bunuda gerçekten unuttuğumdan yaşıyorum.ayrıca okulda bi arkadaşla haftalardır konuşuyoruz.. adımı biliyor.. yasemin diye devamlı sesleniyor bense adının yerine geçebilecek tüm sözcüleri kullanarak o iğrenç durumu soramıyorum... lanet olsun adınıııı hatırlamıyoruuuuuumm!adın neydi? ohhh rahatladım bi anda olsa.
tüm insanlıktan ettiğim ve edeceğim ihmal nedeniyle toplu anlayış bekliyorum.
sizi seviyorum aramıyorum diye sevgim eksilmiyor,sadece bende bağlantı hep kopuk.

2011/11/29

bir milyon kafa

bu aralar yığınla yapmam gereken şey var.. çizimler ,çizimler ,çizimler..
tabi bunlarda ayrıldı artık içinde okul ödevleri,hayat ödevleri,iş ödevleri...
bense bunları yapmak yerine tüm hafta sonu oturdum oyun oynadım,yattım ters döndüm.. film izledim. kafamı diğer tarafa çevirdim dizi izledim... bu arada yalnız başıma kimseyle görüşmeden en az 1 ay yaşarım.ev arkadaşım nefret etti benden o derece kendi içimde yoğundum...sonra yemeksepetine dadandım.. öncesinde pizza ,gecenin bi yarısıda sufle söyledim. getiren adam beni görünce bi bıyık altı güldü vayy şişko dayanamamış söylemiş tatlıyı.nerene yiyeceksin daha yıh yıh
tabi bu durumun dalgasını geçerken bir yandan suflenin çikolatasına gömülmüştüm ben.şu sufleleri büyük yapsalar ya biraz daha!
sonra bugün yine yapmam gereken işlerden ziyade boş uğraşlarımdan biri odamda bulunan 2 tane meyve sandığını kırmızıya boyamak oldu.güzelde oldular hani.. renk geldi benim küçük yaşam alanıma.
he birde insanlık olarak beni ruhsuz ve duygusuz ilan ettiler. tamam bende güzel bir insan değilim ama birşeyler hissebileceğin biride çıkmıyorki karşına.platonik falanda yok tamamen duygusuz bir insan olarak geziniyorum ve hala aşık olabilen ya da yüreğinde kıpırtı olan insanlara yeminle özeniyorumki etrafım aşk yuvası mübarek herkes bi sever durumda.
hayır insanın platonik sevdiği olduğunda bile bi stratejisi oluyor.adrenalin ama bizde oda yok yavrum.biliyorumki şu son cümleyi okuyan bir iki arkadaşımda aynen yahu dediler.adımdan daha çok eminim...
neyse yatayım ben.odamda tiner kokuyor zaten kafam bi milyon oldu.

2011/11/20

gibi

anlamış gibi yaptım..
başıma gelmemiş bir olayı nası anlayabilirdim.
hissediyorum dediğim kalbimle bile hissetmiyorum oysa
beynimin yaptığı oyunları kalbime yüklüyordum ki
daha duygu yüklü olsun tüm söylediklerim.
denizin çığlıklarını duyabiliyorum
ama ne dediğini anlayamıyorum
anlamış gibi yapıyorum.
kendim cümleler kuruyorum onun adına...
seni seviyorum ama ne hissettiğini anlayamıyorum
sadece anlamış gibi yapıyorum,
aptal gibi görünmek istemediğimden...
ama iyice aptal gibi görünüyorum..
seni hissedebiliyorum
bana dokunduğunda ya da benim sana.
o an bile içinden geçenleri anlayamıyorum
sadece anlamış gibi yapıyorum...
kötü bir haber alıyorum
çok üzülüyorum,başıma gelmiş gibi.
kendimi onların yerine koyuyorum
anlamaya çalışıyorum..
kendimi bile kandırıyorum anladığıma
ama anlamış gibi yapıyorum.
ve herkesin dediği gibi yüreğimde hissediyorum
oysa bu oyunları beynim yaparken
daha hisli olsun diye elimi kalbime götürüyorum.
anlamış gibi yapıyorum...

2011/11/18

bir zamanlar

atlı karıncaya binmedim ben
okumadığım çocuk kitaplarıda oldu
hiç alerjim olmadı mesela
burun kıvırdığım şımarıklıklarımda.
annemi uzaktan saçlarından tanırdım,
babamında gelişinin habercisi anahtar şıngırtısından.

2011/11/10

acıdım kendime

terkedilmiş bir kız çocuğu
dizimde ağlarken
kendime bakıyorum o an
ağlamamak için çabalıyorum
fakat kendime acıyorum.
saçlarımın bukleleriyle oynarken
uykuya dalıyorum  çocuk gibi
her gece yıldız tutup
sonraki gece yerini kaybediyorum.
ucuz bir kazağın içinde
değerini biçemediğim ruhumu koruyorum
karanlık sokaklarda
yalnızlığın tedirginliğinde
adını geçiriyorum içimden
artık hissedemediğim insanlar
ayrıntılarını aklımda tutamadıklarım
bakıyorum yüzlerine
önemsiyorum sanıyorlar
gözlerim dalmış bilmiyorlar
konuşuyorlar soluksuz
hataları hep başkası yapıyor
dinliyorum...
bir iki cümle sarfediyorum
çekiliyorum içime..
biliyorum anlamayacaklar
anlattıklarımı duymuyorlar
konuştuklarına kaptırmışlar
doğruyu yanlışı bilememde
acıyorum kendime
sebebini kimseye söylemeden.

2011/11/04

anlam

bir ölümü anlattı bana
tenim ürperdi
sonra alıştım sanırım
sıradan birşey gibi dinledim
ama o ölümü anlattı bana

konuştuk

yüzün belirsiz
haklısın
bende sana anlatmak isterdim hayatımı
bir solukta..
aslında anlatabileceğimi sanmıyorum
öyle bir sürü saçma cümle kurabilir
ama kendisinden nasıl bahsederki insan
yüzümdeki çizgiler
alnımdaki yara
karanlık bir geceden
belli belirsiz hatırlıyorum
ama boşver bugün konuşmayalım
sen anlatmayı dene
ama anlatmak istemediklerini zorlama
dursunlar yerlerinde...
iki bira alıp geleyim mutfaktan
sakın bir yere kaybolma!
seni çok özlemişim
sanki uzun süre oldu gibi
sende kağıt gemileri sever misin?
evet bende severim kedileri
bunca zaman yalnızdın demek
değiştirmek istedikleri için kaçıp
sonra bambaşka biri olduğundan bahsetmiştin
cümlelerini ezberliyorum bu aralar
uyumadan önce okuduğum bir kitap gibi
zihnimden geçip duruyorlar
hayır ilk defa böyle olmuyorum
daha öncede olmuştu.
sadece kendine sar ben kullanmıyorum
tuvalet koridorun sonunda
evet benimkide bitti
...
yo susmadım
küçük bir gezegende yaşıyormuş
bir çiçeği fanusla korumuş
kara bir balığı günün sonunda kırmızı balık düşünmüş
saçmalıyoruz sanırım
haklısın bu aralar kim saçmalamıyorki
...
neyse gidip yatalım
iyi geceler..

2011/11/01

basit

aslında pek te güzel başlamıştı gece
gülüyordu kadınla adam
gözleri güzeldi kadının
adamında gülüşü.
birkaç saatin ardından
yatıyordu yerde kadın
adam dizlerinin üzerinde
etrafta ağır bir kan kokusu
anlatıyordu nefes almadan
alırsa ölecek gibiydi oracıkta
banyonun zemini kaygandı
''dikkat edin!''
kadının ensesinden süzülen kan
iyice yayılmıştı etrafa
adam banyodan çıkarken
seni seviyordum.
yabancı bir ses ;
''kadının müstehcen yerlerini kapatın''
sevdiklerimizi öldürebiliriz
geçerli açıklamalarımız vardır
ama hiç tatmin olmayacağız.

2011/10/25

evet ben bir rezilim.

yerin dibi dibi...
özgür hocayı erkek diye arayıp özgür hanımla karşılaşmakla başladı herşey...
ardından karşı dairedeki çocuklara devamlı rezil oluyorum. yanlışlıkla zillerini çaldum ilk eve taşındığım gün.merdivende oyalanıp yukarı bir çıktım.kapıda tanımadığım bir genç.. aa pardon ben yanlış çalmışım karşı daireyi çalacaktım.ardından bir kahkaha kirliliği ortalık...
bugünde marketten dönerken kafamı kaldırdım önce bizim teyzeye baktım ardından karşı daireye.. arkadaşa daha gelmemişler keh keh derken ensemde buluyorum.orada öldüm aslında ben.merhaba cılız ses eşliğinde çıktı ama birde bana sorun.
sonra alt komşununda kafasından aşağı örtüyü çırptım.
hemde hergün arka odaya giderken bu sabah üşenip camdan bile bakmadan sadece kolumu çıkarıp yaptım bunu..ardından bir ses..
bakar mısınız
tık yok
bakar mısınız
kafamdan aşağıya tüm kırıntıları döktün.
ayy siz orda mıydınız ben şey gek gük... uyku sersemiii saçmala bir sürü
komşu kavgası edicez sizinle..
yaa hayırr etmeyelim kavga diyen eblek bir insanvari.
Allahtan kimsenin güldüremediği komşumuz o eblek halime eğlenmiş olacakki tebessüm etti ah siz gençler ah sizz..
daha daha birsürü yerin dibi anlar yaşıyorum bu aralar..kafamda ekmek kırıp atayım.. yok yok onuda komşu teyzeye atarım sonrası yine gek gük...

2011/10/23

fak yu diyoruz hep bir ağızdan

bu gece tüm ödevlerimi,yetiştirmem gereken işleri kenara bırakıp hepsine uzun bir fak yu çektim.
herkes yan gelip yatarken ben oturmuş ders çalışıyorum lan bu ne hayat be kardeşim.
yapmıyorum lan bu sefer ben getirmicem ödev.yetiştirmicem geçsin gününü benden önemli mi lan!
ohh akşam 7 de başladığım rakıyı gece 2 de sonlandırdım
ohh içiminde yağları eridi derler ya o misal.
okulu kazanana kadar yaz kış çiz. okulu kazan yine çiz hüleeyn insanız biz insan gladyatör mü sandınız harra hurra koşturuyoruz.boş boş duralım demiyoruz ama bi izin verinde iki nefeste biz alalım.
bütün hayatı zindan edip bizi koşturmaya mahkum bırakanlara fakk yuuu diyorum
iki güldük diye alt kattan gelen teyzeyede fakk yu diyorum.
arkamdan gülüyosun diyen teyzeye 9.cu kadehimi içiyorum lan sıkıyosa sen şu pijamalı halinle o komik surat ifadene gülme. gelipte muhabbetimize ot tıkadığın için suratına sövmüyorsam hala kafam yerinde olduğuna şükretmelisin desin biri benim yerime.
bu güzel günde dünyadaki tüm insanların tadını kaçıran herkesede benden bir fak yu gelsin o zaman.
neşeniz daim olsun.

2011/10/20

anlamayacaksınız

anlamayacaklar
anlatacağız
senin olmadığın bir yerde
ben anlatacağım
benim olmadığım bir yerde
sen nefes almadan konuşacaksın
ama kimse anlamayacak
cümlenin içindeki sırrı
kimse yakalayamayacak
biz söylemedikçe.
ve biz hiç söylemeyeceğiz.
ama hiç susmadan
konuşacağız

2011/10/12

boş köy

siz hiç kendinizi işe yaramaz hissettiniz mi?
öyle kafam karışıkki şu günlerde.gerçi benim kafam hep karışık gibi.endüstriyel tasarım hayatımın mesleği derken birden kendimi grafik bölümünde buldum.arkadaşlarım burda derken hepsi başka yere geçti bölümü taşınmadı falan.yeniden birşeyler kuruyorum hiç bana göre birşey değil.
kendimi çok boş hissediyorum.elimden hiçbirşey gelmiyor beceremiyorum gibi.bugün seramik bölümünden hocanın biri gelip seni çok bekledik bölüme dedi.birkaç kişi listede önlerdesin sen gördük diye konuştular.hiç gururlanmadım birşeyde başamış gibi gelmedim.r.seramik 1.si olmuştum ya ben.hiç hissetmedim sevinmedim.böyle bir garip kaldı.
bazı insanlar hep mutlu hiç sıkılmıyorlar ben öyle değilim.tam alışıyorum oradan ayrılıyorum
istanbulda tam düzenimi kurmuştum 3 yıl geçti.sonra kocaeli bilmiyorum nasıl olacak.
ruhum karmaşık.kafam karmaşık.kafamdakilerden uzaklaşıp hep yeni birşeyler kurmam gerekiyor.bende bundan sıkılıyorum.oturup yalnız başıma zamanlar geçiriyorum.çok yalnızım lan.
bayram gelsede eve gitsem.etli pilav yesem.iki esnafcılık oynasam.birkaç insan sen işe yaramazsın dese.annemle oturup çekirdek çitleyip dizi izlesem.
geri sayım başladı hadi bayram gelsinde dön köy dön köyüme
3 gün sonrada çok mutluyum diye yazarım ben kendimi bilirim.

2011/10/08

hayal kutusu açıldı

çok heyecanlıyım çook!
içim kıpır kıpır hayallerimden birini gerçekleştirme fırsatına yaklaştım gibi
tam gerçekleşmeden ne olduğunu söylemeyeceğim sizde merak etmeyeceksiniz ama
çook ama çook garip hisler içindeyim bilin istedim.
rengarenk dünyalara uçurtmamı salıyorum görürseniz selam vermeyi ihmal etmeyin ...

2011/10/06

peki ya sen?

 bir çift el görüorum.
aydınlanmayan güne küfür eden bir ifadeyle güne çoktan kavuşmuş gibi,
tüm çizgilerine kadar ortada.karanlığın etkisiyle gözlerimi kamaştırıyorlardı.
bir an sağ gözümden yaş geldiğini hissettim.
hızına yetişmemi istemiyor gibi kaydı gitti yanağımdan.
başta ılık gelen ıslaklığı,çizdiği yol ile sanki yüzümde derin bir çizik bırakmıştı.
pencereden gelen havayla aynı gidişi gibi hızla soğuyordu çizdiği yer.
ne istediğimi bilmeden sanki içimde çok şey isteyen bir his midemde dolaşırken,
söze başlamak istiyor ama ne konuşacağımı bilmeden ağzımı açıp sonra içinden tek bir kelime bile dışarıya sızdırmadan kapatıyordum.
birden o eller durdu ve konuş artık dedi.
konuşmak istiyorum ama..
ama ne?
bilmiyorum.
saçmalama...
derinden biraz daha uzun nefesimi aldıktan sonra
konuşmaya kararlıydım.
canım sıkılıyor ve saçmalayacağım.
gecenin cimri davrandığı bu gece 
oturmuş kendi ellerimle konuşuyorum.
sanki siz hiç konuşmadınız mı ?

2011/10/03

bi dur!

durup düşünmek gerek...
bu lavanta mı?
sessizlik...
ot!      

2011/09/30

pıt...!

nefes almaya çabaladıkça
gökkuşağı üstüne düşmüş baloncuklar
su yüzüne hızla çıkıp
minik bir ses bırakıyor ardında
pıtt..
parmakların buruşmuş
yinede suya doymamış ruh
ayakların ağırlaşıyor
daha derine iniyor beden
gözlerini kapama
görmelisin...
sıcacık hala
bir nefes uzaklıkta
sonsuzluk
teninde süzülüyor yosunlar
deniz ormanının sahipleri.
selam veriyorlar
birşey söylemek için ağzını açıyor
birkaç baloncuk daha
içine hapsetmiş sözleri
duymak çok zor
pıtt..
son sözlerini bir balığa söylerken
tek bir baloncuk çıkmış
zor dolmuş içi
inerken göz kapakları
ayaklarındaki ağırlık gitmiş
hızla yukarıya doğru
bir yarış başlamış
balonla bedenin arasında,
balon cılız bir sesle
pıt
gökkuşağı rengini sakladı..
mor,buruşmuş bedeninde
tüm sır balonlardaydı
pıt...

2011/09/25

tilkileri kovun biraz

öyle çok koşullarınız var ki hem kendinize hem çevrenize hayatı boktan bir yere çevirmek için çabalayıp duruyorsunuz. bi rahat bırakın bi nefes alın aldırın.sevmeyen sevmesin,seven kaldığı yerden devam zaten.
bunca koşul ...
oturmuş sevilmek için kendinizi taktik yaparken buluyorsanız yanlış yoldasınız demektir.sevmek için kriter koşuyorsanız hayat sizi akışıyla adama çevirecektir.
okumuş,zengin,fakir vs.. bırakın bunları zihninize yerleştiği an hiçbiri işe yaramayacak nasılsa.birini güzel diye,birini zeki diye sevebilir hatta aynı çikolatayı,filmi sevdiği tipsiz birinide sevebilir insan.doğru zamanda bunu engelleyemiyecek zaten hiçbir koşul.
o nedenle bırakın insanı koşulsuz kabul edin biraz
hayatınızda deliler,güzeller yakışıklılar hepsinden olsun.
rengi atmış tshirtler,yırtık kazakların yanında duruyor yenileri
ütopyalarınızı atın kenara,boşverin zihninizdeki binlerce tilkiyi
hayat güzel yinede bazen tüm olumsuzluklar bizi bulup nefrette edebiliriz
düşünmeyin biraz yada yeni maddeler eklemeyin tabularınıza
ben bunları yazdım diye de iyi ya da kötü değilim
sevmek zorunda da değilsiniz zaten pek umrumda değil
sen bunları okudun diye özel değilsin
sadece biraz durun 
çünkü çok fazla şey istiyor,konuşuyor ve yoruyorsunuz.
insan canlısı bir vatandaş değilim
sinirleniyorum

2011/09/24

dürtü

dalga sesleri yankılanıyor
boyumu geçen dev dalgalar
soğumuş buralar
ellerimi ovuşturuyorum
ısınacak gibiler.
karga sesinin çirkinliğine
bülbülün kibiri rahatsız ediyor
tam konuşacak gibi oluyorum
susasım tutuyor
hiç anılmayacak gibi
dilimden düşmeyen adın.
ayağımı sıkan ayakkabı misali
rahatsızım geçen zamandan.

2011/09/23

kartpostalmış meğersem

evime adım atınca pek mutlu oluyorum hüleyyn ben.. anneme düşkünlüğüm aşikar.. oturup soluklanmayalıda pek çok pek vakit oldu.bu dinlenme iyi geldi.eş dost,üç beş arkadaş gördüm.akşam oturup yarı kafa yarı arkadaş dinledim.güldüm geçtim bazen hiç dinlemediğimde oldu ne yala söyliyim.baktımki herkesin hayatına başkasının tasası düşmüş.tası tarağı toplamak lazım dedim.güldüm bırak tası tarağı başkasının tasası sana mı düştü dedim.
bu bizim dağlar başka yerde yok biliyor musun?
iyidir iyi bizim buralar kartpostal gibi.

2011/09/09

olmayınca olmuyor..evet binbir çeşit baykuşlardan biri olamadım.ölsem eşiğinde gözüm açık gitmeyecekti ya giremedim o eşikten içeri.bu sezonda erteledik hayalleri.bazılarını attık artık çöpe.bakalım neler bekleyecek beni.uykusuz gecelerin sabahlarında yine uykusuz günler geçirip hayatıma noktayı koydum.
sende beni sevseydin muhteşem bir ilişkimiz olabilirdi baykuş.
oysa sana tüm kara ellerimle gelmiştim,şişmiş gözlerim,dağılmış saçlarım,sadece senin güzelliğine ruhumu kaptırmıştım.ruhla bedeni ayırdığım zamandır.bedenim gezinecek öylesine ruhunu bıraktığı yere dönmesi imkansızdır artık...
ozaman arka fona alalım '' beni köyümün yağmurlarında yıkasınlar ''...
hazırsak son cümlem geliyor...
beni köyümün yağmurlarında yıkasınlar yıkasınlarr,toprağıma baileys döküp,mezar taşıma baykuş kazısınlarr kazısınlarrr.

2011/09/04

fareleri yemeyin hüüüleyyyn!

sabaha karşı zar zor uyudum ama uyanmak istemedim.kalktığımdada gerçekten savaşmış gibiydim.
ruyamda sarı saçlı ,soluk tenli,kötürüm bir kral vardı.yanındaydım.onun için savaşıp gökyüzünde falan uçuyordum.
denizin altından girip suyun altını bıçak gibi keserek geçiyordum.tüm düşmanları şatodan uzak tutuyordum.
böyle geçen günlerin ardından kral birgün özel bir konuşma yaptı bizimle.
artık fareleri yiyeceğiz diye.tipim insan olsada cinsim fareydi.benide yiyecekti.
beyaz et yemek istemiyordu artık soluk kral..
bize akşam yemeğinde bira ve kraker dağıtan kral tüm farelerin kafasını güzel yapıp onları yiyecekti.
birkaç arkadaşıma bundan söz ettim kimi inanmadı.inanan arkadaşımla birlikte plan yapmaya başladık.kraliyetin kaşifi yakın dostumdu gidip bize karşıdaki adanın kordinatlarını bulmasını istedim.bunu kimseye söylemeden yapması içinde uyardım.her fırsatta bu kaçışla ilgili planlar yapıyorduk.krala düzenlenen saldırılardada yine onu korumaya devam ediyorduk.oturup karşıdaki adaya yüzebileceğimiz günü düşünüyorduk çünkü oraya geçtiğimiz an kral üzerimizdeki tüm haklarını yitirecekti.
evet bu gece kesin kaçış gerçekleşecekti.sonkez planlar yapıldı.kral önce günlük işlerini halledip tüm adamlarına emirlerini verdi ve çok yorgun olduğu için odasına çekildi.bende sessizce odama gidip eşyalarımı toplamalıyım. kırmızı ve yeşil bez ayakkabılarımı sadece çantama alabilirim.birde pusulayı unutmamalıyım yön bulmamızda yardımcı olacak.
tam karşıya geçecekken uyandım.... resmen fantastic dünyalarda yaşıyorum aaa dostlarr.

2011/08/27

modern zaman insanı

modern zaman insanları olduk
aslında pekte modern doğmamıştık
ayakları sandalyeden yere değse yeten kız çocuğu
erkeğin sarıda olsa çıkan sakalları
yetti anne baba olmaya.
plastik çiçekleri sulayan şehirli teyzeler
duymuşlar mıydı gerçek çiçek kokusunu
organik sebzede ne diyen kasabalı
garipsemişti şekli değişen domatesi
şehirli özendi kasabaya
kazma,kürek biraz toprak kokusu
eli nasırlaşmış kasabalı şehire özendi
renkli ışıklar,gökyüzüne yakın evler
aslında elimizde olmayandı sanırım çekici
sevmeyen sevgiliye duyulan sonsuz aşk
dibimizdekini görmeye yetmedi çoğu zaman
çabalamak sandık ulaşmayı
oysa şanstı doğuştan gelen
kadere inanmamayı seçtik..
saçlarımızın beyazlamasını kadere bağlarken.
değişmemek için çabaladık
değiştirdiklerimizi kirli sepetine bırakınca anladık.
hoşumuza gitmedi bize yapılan
aynısını gidip yapmaktan çekinmedik
güldük eğlendik
ağladığımızda koşarak uzaklaştık
bazen çaktırmadan geri adım attık
gözümüzün yaşını silen olsun yalnızlığımızda diye.
modern zaman kovboyları olduk
texasta hiç yaşamamıştık oysa
oynarken plastik değildi tabancamız
can yakınca farkettik.
salıncaklara koştuk giden çocukluğa özlemle
saflığı çocuklarda ararken
küf kocan büyük ellerimizle dokunarak
önce biz kirlettik
yetmedi,yetemedik...
evet herşey boş geldi bi an
merak etme yarın dolu gelir
modern zaman insanı olduk nasılsa
öyle doğmamıştık ama...

2011/07/22

bayan potter

msgsü'nin logosu baykuş olduğundan kayıt yaptıran öğrencilere baykuş dağıtılacağı duyumlarını aldım.hogwartstan ne eksiğimiz var diyen rektör çalışmalarına başladı!öğrenciler çok heyecanlı!
öğrenci: hocam bu baykuş ısırmaz dimi?
hoca: gül evladım gül!
.okulu kazandığımı düşünürsek
bundan farksız bir halde olmayacağım.
evet ben hazırım sende hazır mısın baykuş?

süt kokusuna kan bulaşmış

doğumdan sonra değişti herşey
bir bebeğin tüm vücudu sarılıydı kanla
ama bu süt gibi kokmasını engelleyemezdi
masumiyet oldukça kötülük yayılamazdı
çocukken söylenen ilk yalan
sonunu kimsenin tahmin edemeyeceği
bir oyuna büründü
hırsız polisin yavan kaldığı
kirlenmenin temizlenemediği
yeni bir bakış belirledi kendine
durmak nefesimi kesiyor
her adımda yeniden doğuyorum
sanki o süt kokusu hiç kaybolmamış gibi
durduğum an yok olup gidiyor
ondan fazla duramıyorum yerimde
nefes almak zor geldiğinde
kazağımın yakasını çekiştirirken
adımlarımın hızını arttırıyorum
durdur artık beni...
cehennemde süt kokuyor
ölüm temizlenmek,
yaşamak ise doğum sanki
durdur beni olduğum yerde
ellerimin kirine bakmadan
kaldır beni
yoksa mezarlığın üstüne kapatılan
son tahta parçası olacağım
adını kimsenin bilmediği
bir mezarın son noktası ben
doğum tarihimden emin olmasamda
adımın geçtiği mermerde
son gün olarak yazılacağım.

2011/07/18

mutlu bir gün ölmek için!

dün tesadüfen öyle güzel bir güne kendimizi bıraktıkki tadı,huzuru,mutluluğu aslında tarif etsemde edilemeyecek cinsten...
Abana'da gibi hissettim kendimi..gün batımı sanki İstanbula taşınmış gibiydi.etrafımdaki herkes aynı,uzun zaman görüşmesende muhabbet bile kaldığın yerinden devam ediyorsa gerçek yakınlık bu.oturup uzun uzun konuştuktan sonra susup sanki hep aynı yerdeymişiz gibi başka işlerle uğraşmamız.ardından toplanıp rakı muhabbetiyle gecenin vuruşunu yapmamız herşey kaldığı yerden devam.istanbul sıcağının yüzüne çarptığımız buzdan bir el gibi.ferahlatıcı!
bir kadın ve bir adam öylesine güzellerki onlara bakmaya doyamadığım anlar var.
hayatımıza öylesine çok insan giriyorki ama bazıları var yerlerine öyle sabitlemişizki onları hissedemediğimizde asıl yalnızlık çekiyoruz onca kalabalığın içinde yalnız kalınan anlar işte sabitlediğimiz insanların yokluğu aslında.bu insanlarla yanyana geldiğinde öyle bir kalabalık hissediyorsunki o hayatındaki boşluklar onlara aitmiş.işte dünde aynen böyle bir gündü eksiklik giderilip mutluluk kaldığı yerden oturdu masanın baş köşesine!ben sevdiğini ağız dolusu söyleyebilen insanlardan değilim.genellikle soğuk olarak nitelendirilirimde ama burdan duymasalarda sesleniyorum arada.herkese soğuk değilim siz izleyicilerim şahitsiniz:)
ayaklarım yerinden kesiliyor ruhuma iyi gelen insanları gördüğümde!


2011/07/13

derken.!.

rüzgara hasret günlerde,dondurma misali küçük serinlikler yaşamak...ninni edasında anne sesiyle,kontrolü sağlayan baba ile herşey yolunda diyesim geliyor.kalabalık yalnızlıklar içinde yalnızlıkları kalabalıklaştırma oyunları oynuyoruz.herkesin derdi kendine büyük geliyor da selpak satan küçük çocuğun derdi oyun parkını görene kadar.duştaki serinliğin üstüne musluktan başımın tam ortasına isabet eden o soğuk damla kendime getiriyor.ürperiyor içim karnımda bir heyecan,inanıyorum buna işte bu mutluluk diyorum.
hayallerime inanıp mutlu oluyorum bu aralar elim ayağım dolanıyor,adımımı hangi köşeye atacağımı şaşırıyorum.cebimdeki son kuruşu ıvız zıvır bişeye veriyorum.birden aklıma geliyor.inanıyorum cenneti gördüğüme.
aslında o bu değilde bu yaz günü buzlu bir limonata iyi gider değil mi?

2011/07/12

gecenin son sesi

karanlık ormanın içinden kanatlarını savurarak,yüksek sesiyle gelen bir baykuştu sevdiğim,aydınlığım,en mavim!

2011/07/06

daraldım bunaldım

delirebiliriiiim delirrrdim belkiiideeeee
yahu kaç gündür evde duruyorum.okuldur sınavlardır falan eve bir hafta gidip geldim ardından hastalanıp yataklara düştüm.laaan deliriiiceeem kardeşim.yaz vakti evde mi oturulurmuş.sokağa çıkılır oturulur akşam evde durulmaz.televizyon falan kültürüm arttı iyice.yazın televizyonu şehirliler izler modern olduk böyle mi oldu.metropollerrr yazları kan ağlarmış.yahuu artık bitsin kurstur okuldur falan ne bok olacaksa bende tatilllll yapayıııııım yahuu denize gireyim yatayım temiz hava alayım laaan ne işim var yaz vakti burda.sınavlarrr hemen kazanılıın ve ben evime falan gidip biraz tatil yapayım.kazanamazsamda boşa harcadığım yazımının yasını tutarııım.kaybolan yazlarımı geri verin bana derimmmm....
ulen gözüm karardı dünyanın bi zekisi ben miyim kariyer yapcam diye kös kös oturuyorum en güzel yıllarım kayboldu.bisikletime binerdim mis gibi dondurma yerdim temiz hava alırdım.akşamları çay çekirdek muhabbeti yapar denize karşı içkimi içerdim lannn..pasif insan pasif içici pasif gezici pasiff pasifff oldu hayatım.sadece kışları şehir demiştim yazları tatil yapılır ya

evlerdee daraldım duvarlara küstüm tükürdüm çıkarınnnn benii dışarııııı
gezesim tozasım var beniiiiiiiiiiimmm
şehirlere kaçtım
şehirdelerde bunaldım 
yazın kaçamadım ya ben buralardan

2011/07/05

gün

erken uyanıp boğazı selamladım bugün biraz uzun baktım dışarıya... bir yudum su içip tuvalete gittim.oturduğum yerden kalkamayacak kadar yorgun hissettim.saçlarımın bukleleri birbirine girmişti ayırmaya çabalamadım.dişlerimi fırçaladım yüksek ses karmaşasında...
bilgisayarı açıp ekrana baktım öylece ardından kontrol edilen sosyal ağ kitlesi...karşımda duran mızıkaya uzanıp mızıkanın bile yabancı olduğu sesler çıkarıp,çayı koydum ocağa...
2 yumurta haşlarken,biraz maydonoz yıkadım..peyniri kestikten sonra yıkadım.zeytine biraz kekikle pul biber attım...salatalığı çizgi pijama gibi soydum.domatesi iri iri dilimledim..kavanozdan reçel doldururken kenarını parmağımla toparladım..ekmekleri kızartırken kahveden bir yudum aldım...
kahvaltı için kimseyi uyandırmadım...evde yalnızdım.
oyalandığım pazar kahvaltısını hala toplamadım...yerde bulduğum kağıt parçasına birşeyler karaladım...
kalkıp masayı toparladım..ayakkabılarımın topuklarına bastıktan sonra kapının önündeki hayvanlara bişeyler verip eve geri döndüm...ayakkabıların arkasını öylece ezilmiş bıraktım...
koltuğa uzanıp müziği açtım...
yerde duran kağıt,karton,bant parçalarına bile dokunmadan,kalkıp tuvalete gittim dönüşte ayağıma yapışan bant parçasını diğer ayağımla itekledim sonra bir fincan kahve almanın dışında kayıtlara geçebilecek başka bir hareket yapmadan öylece durdum...
tarihten birgün.
belki dün belki yarın
geçmiş geleceği harmanlamış zaten

2011/07/02

tekerrür

oturup ağladım, defalarca
ısrarlarımın arkası kesilmedi.
ben o bisikleti almak için,
parmaklarımın sayısını geçen zamanlar bekledim
sürahi dolusu para biriktirmem gerekti
istediğim herşeyi erteleme vakti
çünkü o bisikleti istiyordum
uzun uzun hayallerini kuruyordum
yatmadan önce çeşit çeşit dualar
düşününce bile heyecanlanıyordum
nefes alışlarımın hızına yetişemiyordum
birgün komşunun çocuğunda gördüm
bisiklet almıştı babası
hemde hiç beklememişti benim gibi
vazgeçmemişti başka şeylerden
boğazım düğümlenmişti o gün
neden olduğunu anlayamamıştım
benim beklediğim onca zamanı
onun neden beklemediğini
anlamam mümkün değildi
o binerken bisikletine
ben beklemiştim kaldırımda
onun apartmanın çevresinde tur atışını
yorulana kadar bisiklete binişini seyretmiştim
hergün sürahiye paramı biriktirirken
bugün almak istediğim çikolataları
iç geçirerek rafa kaldırmıştım
sonunda oldu bisikletim
hemde onun sevindiğinden daha fazla sevindim
tadı damağımda kalmıştı sevincin.
yine aynı oyunu oynuyor hayat
ben çok uğraşırken hayallerim için
komşu çocuğu oturduğu yerden izliyor beni
ben nefessiz kalırken
gülüp geçiyor bu halime
oysa zor değil diyor ulaşmak..
''bak ben geldim bile''
yine boğazım düğümleniyor
ama şimdi anlıyorum artık.
tarih tekerrürden ibaret derlerdi
inanıyorum artık
ben koşarken hayallerime dizlerim kanamış
oysa komşu çocukları çoktan,
hayallerimi yaşamaya başlamışlar bile...

2011/06/30

olsun varsın

yazları şehirler ne sıkıcıdır.denize hemen gidemez ağacın kenarında uzanamaz insan.deniz kenarındaki parklarda insanlar üst üste otururken et kokar her taraf.şehirin insan parfümleri gider et kokar hafta sonları.otobüsler ter kokar binen hoş kokulu insanlara koku değişsin diye özenle yer açılır o sıkışıklıkta..
toprağın kokusunu duymak isterim işte o an
deniz kenarında oturup çizesim gelir benim.karikatürler,kablolar,vidalar,insanlar,ot,böcek...
uzun uzun hikayeler yazasım gelir hayatın içinden,
balık tutasım,uçurtma uçurasım,bisiklete binesim gelir...
içimde yer yerinden oynar sevinirim güneşi görünce çocuk kitapları çizip yazasım gelir...
herşey artık yoluna girsin,sevdiklerim olsun,vazgeçemediğim kalemlerim hep aynı yerinde dursun çantamda... kaygılarım kaybolsunda ben sırtıma çantamı alıp bozcaadaya gideyim ansızın bir yaz günü...
korkularım gitsin kucağımda bir kedi uyusunda büyüsün...
size uzun uzun atlamıyımda bir bakışımda anlayın tüm kalbimdekileri...

2011/06/25

iz(im)

çocukluğumda pencereden dışarı bakarken
dev bir yeşillik görürdüm
içine kuşlar girerken ormanın
ben dev canavarların olduğu hikayeler yazardım
arkadaşlarıma kötü davranırsam
beni sevmezler diye düşünür
sesimi bile yükseltemezdim
ağlarken nefes alamaz cümlelerimi yarıda bırakırdım
çocukkende kimseyi izlemezdim
ben kendi dünyasını keşfeden küçük insan
bazen kaptan bazen pilot olup çıkardım odamdan
küçükken susmazdım ya
arada nefesim kesilince tamamlayamadıklarımı
şimdi tamamlıyorum yeri geldiğinde...
günbatımında derme çatma bir iskele,
çocukken yoktu yerinde
kağıttan gemiler yapıyorum orda
gözden kaybolduklarında üzüldüğüm
güneşe biramdan ikram ederken
son gün ışığı gözlerime vuruyor
kafamı çeviriyorum sola doğru
iki tane karganın aşkını görüyorum
inandırıyorlar hala birşeylerin bitmediğine
izinden gitmediklerim her fırsatta
nefretlerini döküyorlar eteklerinden...
gülmeden edemiyorum..
onlar gibi akıl verirken buluyorum bazen kendimi
dilimi ısırıyorum konuşmam kesilsin diye
aklım yerine gelince,
izlerimi siliyorum...

yeterince aynı kapıya çıkan yol varken
yeni kapıların keşif zamanı şimdi
yaşlı bir kadının uçurtmasını ayıplıyor komşu teyzeler
oysa çocuklar için mi tüm uçurtmalar
zamanı geçen anıların yoluna
zamansız gelen anlar dikiliyor
kimsenin izinden gitmemeli insan
ara sıra adres sorduğu insanlar olsada
kendi ayak izleri(m) olmalı dünyada
kimsenin bilmediği bir yolda

2011/06/24

sisteminize koyayım

isyan etmek gibi şeyleri pek fazla sevmiyorum ama hayatımın son 2 yılının içine eden şu eğitim sistemin ağzına ediyim.o derece sinirleniyorum.ben günlerce sabahlara kadar uğraşıyorum proje bitirmek için millet yan gelip yatıyor son gün yarım yamalak bir proje verip dersten geçiyor.bunların içinde benim sevdiğim arkadaşlarımda var ama arkadaşlıkla sistemi ayırdığım anda canım sonuna kadar sıkılıyor.ben fizikten kaldığım iiçin okulu uzatıyorum adam endüstriyel tasarım dersinden 5 kredilik bir dersten elini kolunu salllaya sallaya yarım bir projeyle geçiyor.ben niye çiziyorum ben niye maket yapıyorum teknik çizimiyle cebelleşiyorum tam bir proje vermek için bu kadar mücadele ederken bana verdiğin 95 puanın anlamı mı var istersen 100 ver.sizin tasarımcısın demenizde ruhumu okşayıp götümü kaldırmıyor.ben fizikte zorlandığım için tasarımcı olamıyorum ama senin bölüm dersin olan tasarımı yapamayan adamlar tasarımcı olabilyor.haklısınız böyle bir sistemde yaşıyoruz dayın varsa hayat beceriksiz olsanda güzel.ben seneye gelir köyüme dönerim kendi kendimi yerim bişey olamıyorum,onca emek verdim diye ordan başka biri çıkar çok iyi yerlere geldim diye.gelin lan gelin sonunda bulduğum ilk fırsatta ülkenizide terk edicem.beyin göçü neden varmış bu ülkede.soktuğumun sistemi!

2011/06/23

geçer zaman acımaz

eve geldim ya oturmuş ortalığı kurcalıyorum.eski çizimlerimden falan alayım dedim.ne çizimlerim varmış yeteneklisin derlerdi birde inanırdımda.gerçi bir kısmını göremedim büyük olasılıkla babam çoğu şey gibi onlarıda atmıştır.hikaye biriktirmeye pek fırsat tanımadığından azla yetineceğim artık.uykusuzlarımında bir kısmı kaybolmuş bu arada oda gözümden kaçmadı!hatıra defterlerini buldum pek sevmezdim ama tüm arkadaşlar tutunca bende özenmişim ama çok fazla insan yazmamış çok arkadaşım yoktu zaten küçükken odada oturup bunalım bunalım takılan bir anda coşan problemli bir çocuk.arkadaşım aynen şunları yazmış'' sen çok iyi birsisin.herkesle kaynaşabiliyorsun  fakat bana kızma ama çok alıngansın ama insan gerçek bir arkadaşa ihtiyaç duyarsa o zaman böyle şeylerin önemi yok.senin gibi hiçbirşeyden sakınmayan kişiler pek bulunmaz bence...vs.. mutluluklar maniler:) '' hem övmüş hem yermiş bu arkadaşım ne yapıyor şimdi onun hakkında fikrim bile yok alınmış ve küsmüşüm sanırım hahaha. annemle babamada yer ayırmışım ama yazmamışlar insan iki sevgi cümlesi yazardı =) birde iki tane hatıra defterim var aynılarını bazıları onada yazmış güllü falanlar :) bir tane daha vardı o ilkti üzerinde tayfun vardı sanatçı ,onun resmi vardı bayılırdım defterden çok tayfuna önem verirdim ama asıl onu kaybetmişim.yukardaki gibi bir fotosu vardı defterin üzerindede.hadi yine iyisin tayfun unutulmadın=)saçlarını toplamış jölelemiş lise halleri tüm geçmişim 1 saatte gözümden geçti gülmeden durmam imkansızdı ama o zaman onlar modaydı napalım evladım hehehe bende öyle bir paylaşayım hatırlamışken dedim hepberaber güleriz belki sizinde bu yazıdan sonra canlanan anılarınız olur.

mimmimimimim

mim sevmesemde seni kırmam imkansız gibi =)
Dile Benden Ne Dilersen Sahip " Dese, Bir Tek Dilek Hakkınız Ve Düşünmek İçin de 1 Saatiniz Olsa;

1) Ne Yaparsınız ?
ilk aklıma bir dilek gelir şu an gerçekleştirmek için çabaladığım tek şey ama zaman dilimi 1 saat olunca 2 dk bile düşündüğümde asıl dileğim gelir aklıma.
 2) Ne Dilersiniz ?
çok klasik birşey olabilir ama ailemi ölümsüzleştirmeyi isterim.diğerleri elbet olabilir bir şekilde ama bunun için tek dilek hakkımı kullanırdım.bu geçersiz olursa tabiki mimar sinanda entas okumak ilk dileğim olur:)
bende böyle bir insanım işte

2011/06/22

kağıt gemi

karanlık çoktan çökmüştü üzerime
gün ışığı yolunu çevirir oldu beni gördüğünde
aynadan görmeye çabaladığım yüzüm yabancı
saçlarım şekilsiz dikenlerini batırırcasına
toparlamaya çalışıyorum seni görünce
oysa çarşafın üzerindeki kan lekesi kadar değersiz
yolda ayağına takılan taş kadar can sıkıcı...
zamanı geçmiş,
yıllanmış bir özgürlük kafesi...
küflenmiş açık kapısı
kemikleri kalmış o kuşun.
avuçlarımda çocukluğum,
iskelenin kenarında diz çökmüş
bir kağıt gemi içinde salıyorum ruhumu.
adını fısıldıyorum...
yolunu tarif ederken,
kayboluyor göz önünden ...
ayağa kalkıp bakıyorum
milyonlarca batan gemi arasında
takılmış bir balığın yüzgecinde
dibe inerken,
kaptanın son selamına karşılık veriyorum

2011/06/20

ben severim insanları


eveet eve birkaç gün için bile olsa gelmek muhteşem birşey!kendi yatağında uyumaksa anlatamam bile.pazar kahvatısı yapıldı babam uzun uzun gelecek planlarımı tartıştı sanatın yetmediği ve hala ona göre doğru dürüst meslek olan memurluk fikrine devam ederken mutluydum bu an sinirimi bozsa da onların yanında olmayı özlemişim.son günlerde okuduğum bir kitap var patti smith çoluk çocuk bunu okurken sanat için,hayaller için yapılan onca şey karşısında iyice yüreklenip vazgeçmiyeceğimi anlamıyordu.çok çabalamadım zaten mutluydum anı bozmam imkansızdı.bunu yazarken odama giren ve kanatları olağanüstü olan kelebek sözüme destek olurcasına koluma kondu.
arkadaşlarla oturuldu eğlenildi.herkes evlenmiş bazılarını o şimdi evli rahatsız edilemez diye daha ortalama kasıcı saatler seçtim aramak için.yaşımın geldiği ama hala evlenmediğim,bu fikre olan soğukluğum ayıplandıktan sonra zaten bulamadığımdan sıcak bakmadığım fikrine doğru uzayan bol kahkahalı anlar yaşandı.zaten şişmandım ve evlenmek zordu.aşık olacak insan bile bulamazken şişmanlığa bunu bağlamak.zayıf olsam aşık olabilecek miydim?aşık olmaları değilde benim olamamam daha dişe dokunur sebepti oysa.ben zayıflarken etrafımdaki insanlarda değişecek sanırım.
aşk taktiklerini izledim.ben taktikten ve aşktan anlamıyormuşum diye sözüm bile geçmedi ama epeyce bişey öğrendim.kıskanmak,merak etmek naz falan önemliymiş.ilgisiz olmayacaksın.bazen ayakkabılarımı bağlayamıyorum gibi durumlar olmalı he.erkekler işe yaradıklarını onlarsız bişey yapılamayacağını görmek isterlermiş.sihirli parola buymuş!
gece olurken erkenden kapatılan yerler ve eve çekilen , kocasının,sevgilisinin yanına giden canlarım sayesinde üç yol ağızında öylece kaldım kaldım bir kedi gördüm sanki dedim ve yanıldım bisikletimle tekelden iki biramı alıp balkonlara vurdum kendimi.dayanamayıp salçalı tost yaparken "yalnızlık ömür boyu" diye mırıldandım. annemi öpüp uzaklaştım dünyadan.
şimdide yatıyorum.
evlenmeyin lan yeter artık
ya da ben değişeyim biraz..
önce zayıflasam,sonrada sorsam
yoğurt sıcak,yersem dilim yanar aşkım
yoksa süt müydü o!

2011/06/18

giderse ruh

bir masal yazmak istiyorum hep sana
gri ahşap zemini olan bir ev
bordo içine gömülen bir koltuk
yerlerde kitaplardan kuleler oluşturduğun
birkaç çocuk masalınıda ekliyorum aralarına
en görülebilecek yerlere
sevdiğin içki şişelerini özenle sakladığın bir köşe
eski arabaların,antinkuntin birkaç eşyanın bulunduğu bir ev
kapının girişindeki iki bisiklet
sadece sağ üst çekmecesi olan bir ayakkabılık
içine yedek anahtarı koyacaktın
öyle demiştin bana...
müzik kutularının hepsini kurardın özenle
onlarla uykuya dalmak isterdin hep
tavanından uçurtmalar sarkan bir oda
mutfağında star wars ekmek kızartma makinesi olacaktı
okuduğum kitapta ruhu kaçar diye uyuyamıyordu küçük kız
sanırım sen de beni terketmeye niyetleniyorsun
korkuyorum ait olduğun yerden gideceksin diye
uykularımı alıyorsun benden
gitmek düşüncesini yayıyorsun bedenime
bu aralar aklımı bulandırıyorsun ruhum.

2011/06/05

adını sen koy!

aralıktan içeri giren
anne eli tadında usulca okşayan
rüzgar gibi huzur!
yavaşça süzülürken
iç ferahlatan,
bir yudum soğuk suyun
hızla dağılışı
işte o an mutluluk!
arayıpta bulamadığım
hiç ummadığım anda köşeden çıkıp
içimdeki boşluğunu anımsatan
en ummadık şey özlem!
yolda hiç tanımadığın birisiyle
sanki yıllardır tanışıyormuş gibi
göz göze geldikten sonra
yüzündeki tebessüm hissetmek!
küçük bir çocuğun yanına gelip
yetişebildiği tek yer olan
dizlerine sıkıca tutunup,
kalkmaya çabaladığı an güven!
bazen çok fazla şey ister insan
en yakındaki şeyleri görmemizi engeller
kolaydır aslında yaşamak
zorlaştırmaksa;
 kendimize oynadığımız bir oyun!

2011/06/03

kırmızı gün!

bugün kırmızı gün;
uyandığımdan bu yana bloguma bugüne dair bişeyler yazmak istedim.sonunda bugünün kırmızı birgün olduğuna karar verdim.oysaki hava biraz bulutlu ama benim içimde kırmızı!
güzel gün bugün tadını çıkarın sonuna kadar..
çalışıyorsanız,sınavınız varsa,sevgilinizden ayrıldıysanız,domates doğrarken elinizi kesmiş olsanız bile tadını çıkarın çünkü baldan tatlı bugünün tadı sonra pişman olabilirsiniz!
eğer bisikletiniz varsa gidin nefesiniz kesilene kadar pedalları çevirin,yanaklarınız güne uyum sağlasın.
mutlu olun bugün her ne şekilde oluyorsanız.koşun,zıplayın,öpün gidip sevişin her ne biçimdeyse mutluluğunuz öyle yaşayınki tadı damağınızdan silinmesin bugünün.
mucizeler bekleyin bugün kırmızı mucizeler sizi bulacaktır!pozitif birgün bugün mutlu olmam için geçerli sebepleri olmayan ama beni mutlu eden gün bugün!
kırmızı gün!

2011/06/02

duvar(-lar)


duvarlardan kaçıyorum
duvarlar kuruyorum kendime
bir martı çığlığında hatırlıyorum
geçmişten kalma birkaç küçük anıyı
dönmek içinse çabalamıyorum artık
geçmişin üzerine dikilen mezar taşı
adım soyadım...
ölüm tarihim henüz kazınmamış
hiç bu kadar kolay olmamıştı yalnızlık
bunca kalabalığın ortasında...
duruyorum...
ben susuyorum,
sen konuşuyorsun...
sonra...
ben konuşuyorum,
sen gidiyorsun.
kalıyorum yaya geçidinin üçüncü çizgisinde,
boyumdan uzun insanların ayak karmaşasında...
kaldırıma çıkan çocuk misali,
büyütüyorum boyumu parmak uçlarımın sızısında.
duvarlar üstüme geliyor daralıyorum,
nefes alamadıkça duvarlara sarılıyorum...
kaçarım ben duvarlardan
geçer zaman; duvarlardan yuva kurarım
sen dinleme beni saçmalayacağım
iki tuğla koy ayak uçlarıma
sonra dokunma git
 duvar(-lar) kuracağım.

2011/05/28

güldüm

küçükken yaz tatili gelsinde erken kalkmayalım..kuzenlerim gelsin koşup oynayalım diye nasıl heveslenirdim.oysa zaten hep tatil gibiydi hayat yine de yetmezdi. şimdi tatil yapayım diye beklediğim bir tarih bulamıyorsam büyüdüm demektir hemde eşşek kadar olmuşumdur.
geçen cafede çocuk kitabı okurken yakalandım.finlandiyalıların geleneklerini anlatan bir kitaptı kendisi pekte hoştu tavsiye ederim onların gelenekleri hakkında bir büyük çocuk kadar fikrimde oldu.gerçi garson bana ay sen çocuk kitabı mı okuyorsun diye gözlerini kısarak seslensede utanmadım sonuna kadar okudum bunlar çok güzel oluyor diyince o da ne var ben içinden eşek çıkan 3 boyutlu çocuk kitaplarıda seviyorum diyince hafiften sevinirken bende itiraf ettim onlara bayıldığımı.hala ayşegül okuyorum bazı geceler.koca eşek diyebilirsiniz ama yeterince büyümüş insan varken hiç niyetim yok mertebe mi yükseltmeye.

bu arala şöyle genel bir serzenişimde olsun;
insanlık olarak herkesin zevkinin ayrı olduğunu öğrenmeye niyetlenmeliyiz artık.sen elma seviyorsun diye ben armut yediğimde senden çokta farklı değilim aslında.

2011/05/20

yeni strateji''kadın''

bugün bir arkadaşımla konuşurken blogumun neden izleyicisinin az olduğunu aslında tamda izlenesi konular paylaşmadığıma bağladım.başka etkenlerde var aslında.
böyle aslında diyorum kadın& cinsellik gibi konulardan mı bahsetsem ?
ya da böyle cilt bakım önerileri.. kırılan tırnağa ,siyah noktalara çözüm?saç diplerinin erken gelmesi ya da boya sonrası saçınızı erkek arkadaşınızın nasıl anlamasını sağlarsınız falan?
saçlarını bile taramayan(kıvırcık ondan yahu düz olsa valla tararım) ya da ne bilim tırnaklarını kesmenin dışında bi işlem uygulamayan biri olarak bunu nasıl yapabilirim diye düşünüyorum...
kızlar yurdunda kalmış bir insan olarak güne 1 saat önceden başlayan saçlarını fönledikten sonra makyaj yapan ardından losyonlar falan süren tüm tanıdıklarıma inat 15dk da hazırlanan şu paspal halimle bunu nasıl yapabilirim?
bunca bilgiyi nasıl öğrenicem. saç tonları yerine resimdeki ton geçişlerinden mi bahsetsem? dudakların dolgunluğunu nasıl belli edilebileceğini ya da erkek arkadaşınızı etkilemenin 10 geçerli yolunu bulmak? yıllarca tek bir insanı sevip onuda elde edememiş biri olarak bunu başarabilir miyim sizce?zayıflamanın sırrını size söylesem şişman diyetisyen,aşk acısının çaresini desem çakma aşk doktoru olabilir miyim diye düşünüyorum.
saç rengini değiştirip soran arkadaşıma hep böyle değil miydi sorusunu yönelten ben.
okul projeleri için nalburdur,marangozdur gezmek yerine hem bazı bölümdeşlerim ve hem cinslerim gibi kuaför salonuna gitsem şöle bi tazelensem.spor salonuna gidip zayıflarken hocama aşık olsam.. strateji geliştirsem tüm kızlar toplanıp plan yapsak aslında?
içip içip aşık olduğum erkeğe mesajlar atsam sonra burda desem ay çok utanıyorum.utanmadan önce birine aşıkta olmam gerekiyor onu farkettim! hatta sonra stratejileri el birliğiyle yaparız burda şunuda dene bunuda dene gibisinden.hatta hiç düşünmediğim gelinlik modelinide düşünürüz birlikte bunca şey konuşulurda pembe rüya evlilik olmaz mı işin içinde!

ya da dolaba kadar yürüyüp bir soğuk bira alıp hangi ojeyi sürsem diye düşünmeye şimdiden başlasam mı? ya da bira konsepte uymadı şarap alsam mahzenden diye düzeltiyorum.
gözümü kör edip kendimden yeni bir ben yaratabilir ve sonra yüzlerce izleyici elde edebilirim belkide. Ben senin blogunu geçerim dediğim bir tanıdığımın bloguna baktığımda aradaki x6 farkı yok etmek için bu yola baş koysam gözümü karartsamda bi süre böyle mi yapsam diyorum kızlarrrr . off tanrım neler yapıyorum neler !!

2011/05/19

gülümse

ağacın dalından süzülen güneş gibi


aydınlatıyorsun yüzümü

ama ısınamıyorum sıcağında

rüzgar daha kuvvetli,bedenimde dolaşıyor

saçlarım yerlerinden çıkacak gibiler

kaybolup karışacaklar gibi

ellerimi başıma götürüp durun dercesine

yerlerine sabitliyorum

sonra bakıyorum karşımdaki rüzgar gülüne

göz göze geliyoruz sanki

birden durup bakmaya başlıyor...

O an içim acıyor

bedenim kendini bırakıyor olduğu yere

nefes aldığımı farkediyorum

acınında ondan olduğu belli

uzun zamandır almadığım bir tat bu

içimden ağır ağır geçerken

tüm duvarları kırmaya başlıyor

duvarların sivri yerleri batıyor gırtlağıma

ağzıma kan kokusu geliyor

ama bu mutlu bir an

gökyüzünün maviliğini bastıran gün ışığı

rüzgarla dans etmeye başlıyor

ayakta izlenesi bir dans bu

gözleri kamaştıran bir parıltı

bu mutlu bir an...


uzun zaman sonra alınan ilk nefes


ağır ağır bulurken yerini


huzura kapıyı aralamış insan


süzül odamdan içeri sessizce


hem son hem ilk defaymış gibi


gülümse bize rüzgar gülü

2011/05/15

mutsuz olalım,ne var!

bugün milliyet gazetesinde can dündar'ın yazısını arkadaşım oku dedi ve okuyunca mutsuzluğu ne çok önemsemişiz onu anladım...
biriyle sevgili olurken bile sonunda ya mutsuz olursam ? üniversitede bölüm seçerken ya sonunda mutsuz olursam?bir işi kabul etmeden mutsuz olursam? vs. vs.. ne çok düşünmüşüz aslında...
incir çekirdeğini doldurmayacak sebeplerle en çok kendi kendimizi mutsuz etmişiz,mutsuz olurum derken.
sevdiğimizin yanına gitmek için bile mutsuz olurum belki sorusuyla kendimizi yemişiz.
aslında bırakabilseydik bazen kendimizi akışına sen gelmiyorsan ben gelirim diyebilseydik korkmadan.mutsuz olabilirim ama ben bunu yapacağım sonuna kadar gideceğim diyebilseydik...
bazen mutsuzluğu bile doya doya yaşabilseydik...
kendimizi niye bu kadar sabitledikki hayatın kemeriyle...
sevdiğimize bile ağız dolusu seni seviyorum diyemedik kimi zaman korktuğumuzdan..
korkacak ne vardı oysa,kazanmadan neyi kaybedebilirdik bunu çözemedik sanırım...
eskiden insanlar kafasına koymuşlar ve umurlarında bile değildi mutsuz olmak çünkü onu yaşarken mutluydular.biz bunu yapamayan bir kuşak olduk mutluluğa diz çöken insanlarız aslında... bir sürü bahanelerimiz var mutsuz olmamak için...
eski aşklarımızdan aldığımız dersler,eski hatalarımızın bize öğrettiği doğrular,büyük şehirler ,küçük kasabalar bizi mutsuzluktan uzaklaştıracak herşey bizim yıkılmaz kurallarımız
aslında mutsuz olsaydık mutluluğun içinde

sevdiğimiz meslekte mutsuz olsaydık

en sevdiğimiz insanın yanında mutsuz olsaydık

bisikletten düşüp dizlerimizi kanatsaydık

yerimizden kalkıp o tatlı acısıyla ovuşturmayacak mıydık yaraları?

dilimizin ucuna sürülen bir parmak tadındaki mutluluk yerine

bal kavanozunun dibini görelim

sonunda dibini gördüğümüzde mutsuz olsak bile

mutsuz olalım,ne var!

2011/05/14

!

yaşamana izin vermeyen insanların arasında devinip duracaksak neden yaşamak için çaba harcıyoruz.birileri her zaman her yaptığımızı beğenmeyecek aptal diye nitelendirecek bazen aman o mu bırak muhabbetleri. ama öyle insanlarki yüzünüze bakıp bunu söylemeye cesaret edemeyecek cinsten.bir sürü arkadaşım bir sürü arkadaşımın arkasından atıp öylede güzel konuşuyorki hep bu durumun mide bulandırıcılığını yaşadığımdan insanlarla muhabbetimi sınırlı tutmuşumdur.Günlerce tek bir insanla bile konuşmadığım olmuştur.Yüzlerine söylediğimde ya alındılar ya aptalca buldular ya da gittiler ama birbirlerinin yüzüne söyleme cesaretinde bulunamadılar.Bende o insanlara hiç ilk defa tanırcasına masum gibi bakamadım.keşke okuyarak görerek zihinler açılabilseydi keşke insan olmak öyle kolay olsaydı.matematiği bildiğimiz ya da iyi resim çizdiğimiz için iyi insan hatta sadece insan bile olmak mümkün değildi belkide anlayamadığımız yer buydu.Dünyadaki her insan kötü bi siz iyisiniz herkes entel kuntel giyiniyor bir siz böyle olmadığınız için adamsınız insansınız.yazsamda anlatamıcam konuşsamda bunu yapamıcam.

sadece bazı şeyler çabuk olup bitsin.

ve ben artık kendi yolumda olayım.

2011/05/13

birgün

yanmışım sıcaktan.. kontrolsüz adımlarla dolaba ilerliyorum bir soğuk bira bulacak gibiyim... elime aldığımda avucumdan cossss diye ses gelişi içimi o an rahatlatmaya başlıyor...
tezgahın kenarında kapağını bırakırken uzun bir soluk alıyorum...
sonra o yumuşak koltuğa kendimi bırakıp ayaklarımı sehpaya hızlıca atıveriyorum...
televizyondaki michael jackson konseri açıp yüzüme eblek bir ifade yerleştirirken dünyanın en mutlu insanı oluyorum...

bunu istediğimi biliyorsun değil mi?

şizofren değilim geniş düşünüyorum.

2011/05/08

An'Lar bizi anlar

bugün pek çok pek eğlendim. Yeni insanlarla tanıştım aynı fikirde olduğumu görünce daha bir mutlu oldum.Uzun zaman olmuştu böyle insanlarla konuşmayalı.Bahsettiğim insan bir cafede çalışan ya da işletmecilerinden.Muhabbeti pek keyifliydi.Hele kendi mesleğime bu kadar
yakın insanlarla tanışmak daha bir sevindirdi gerçi gelecek hayallerimi biraz sarstı ama olsun.
bu arada kitaplardan birinede küçük çocuk gibi not düştüm gizlice kim bulursa artık onu.
hala telefonsuz hayatım devam ediyor.Kontörlü sabit telefonlardan ulaşmaya çalışıyorum.Ulaşamayanlara ise bulunduğum mekanların sabit telefonlarını veriyorum.Bu arada bugün bir altlık daha aşırdım bende yoktu.pek güzel oldu bende pek mutlu oldum.

mutlu An'lar bizi anlar.

2011/05/06

pek eğlendim ya ben

telefonum bozulunca uzun zamandır istediğim telefonu hayatımdan çıkarma projemde gerçekleşti.Arkadaşlarla buluşurken beni biraz zorladı akbil büfesinden kontörlü telefonla falan ulaşmam gerekti biraz nostaljide oldu hani.

sonra karaköyde hırdavatçılar olsun cam ustası olsun okul projesi için yine ustalarla görüşmelerimiz oldu.Ustalar bizim için pek önemli.

sonra galatadan yukarı çıkıp takı dükkanından uğur getirsin diye baykuş küpe aldım.yani o kolyeydide ben kolye takmıyorum tek küpe yapabilirmiyiz dedim kırmadılar.uğur getirsinde güzel sanatları kazanıyım dedim bir nevi toteem canıımmm...

müzik dükkanlarınada uğramadan geçmedik. Arkadaşıma keman baktık bende mızıka kitabı sordum.Adamları yaptıkları kemanın sesi pek güzeldi onuda diyim...

Asıl güzel şey ben bugün uzun zamandır gitmeyi istediğim ama kimseyi ikna edemediğim yalnızda bir yolumu düşüremediğim tezgah kitap cafeye gittim. Pek güzel bir yer herkese tavsiye olunur.galatasarayın hemen alt kısmında.

böyle tam kıvamında bir yer.kitaplar falanda var.Atlık çalıcaktım ama istemeye karar verdim.Bana 3 tane daha altlık verdiler farklı farklı daha bi mutlu oldum.Reklamlarını yapmayı borç bildim yahuu.

heee bu arada geçen bahsettiğim balıkları almaktan bir sürelik vazgeçtim. fanusta beslemek istiyordum.İlerde akvaryuma geçerim diyordumki erken ölme sebeplerinden biride buymuş.Evim olunca artık bir akvaryum alırım küçüğünden,o zaman beslerim şimdilik uzaktan uzaktan bakarım.Bencil oluyorumda bazen onları öldürecek kadar da değil.

son birşey daha hidrellez için gül ağacı bulamadık şehirde bende gül ağacı çizdim hepiniz içinde toplu bir dilek diledim.batıl inancım olmasada hidrelleze inanırım küçüklükten.
Şimdilik bu kadar bu aralar böyle de günlük kıvamında yazasım var.

2011/05/05

yaz dersen bana

böyle güne yarı uykuyla başlarken bi ağaç altındaki cafeye çağırılırsın.hadi kalk çay falan içelim poğaçada alırız pastahaneden der (ler ) ve uyanıp,terliklerini giyer çıkarsın evden...cafenin girişinden başlarsın günaydınlara bazen tek bir günaydın çıkar ağzından tüm insanları içine alan.sonra hiç konuşmadan oturursunuz uzun uzun...çay kap gel içerdekilerin işi var dersin girip cafeye kendi işini kendin görürsün.. gazeteler okunur sıkılınca tavlaya kucak açılır kalabalıklaşırsan okey kendi gelir masaya...
hadi ya denize gidelim dersin kalkar denize gidersin zaten omzundadır havlun... yüzer dönersin aynı yere...bir fruko içelimde serinleyelim havasındadır herkes.
sağından solundan koz bende ,rıfkı,battın diye sesler yankılanırken adını bile bilmediğin pop müzik sesleri gelir fondan...oturursun bazen kahkaha atmaktan karnına ağrılar girerken bazen susarsın. konuşmak gerekmez her seferinde... eve gidersin üstünü değiştirip yine gelirsin aynı yere ya da yeşillik içendeki japon erikli bir cennete... ordada koca bi iyi akşamlar dersin sırnaşırsın iki. çayını alır oturursun kenara yine konuşmazsın gerekmez çünkü cümleler bazen.. uzun soluklu susarsın birden alakasız bir cümle kurulur ve üstüne tüm gece harmanlanır...
sıkılır bisikletini alır gider sonra yine dönersin... bu sefer alkole gelir sıra.. içer,söyler,koşar arada bulaşık yıkar ya da kendini domates dilimlerken bulursun...
sıcacık yüreklerde ısınırsın ,bazen soğursun... ''mutluluk'' bu dersin
yeşil sandalyede otururken '' şu an burada ölebilirim '' cümlesi geçer içinden bazen dışarıya vurursun.tebessüm gelir bazen hiç bişey söylenmeden üzerine yeni cümleler kurulur...
seversin,kızarsın,özlersin ama hepsinin tek anlamı ''mutluluk'' kelimesindedir.
tadı damağında kalan geceler olur bazen erken sonlandırırsın ama aklın orada kalır...
aşklar yaşarsın aşkları izlersin... uzun gecenin ardında sarhoş olamadıysan hala bakar,güler ve bisiklete binip bırakırsın tüm sırları yol kenarlarına...
ya da geri döner hadi bir çorba ne bilim bi etli pilav yiyelim derken bulursun kendini...
tarifi zor mutluluklardır bunlar benim için...

yaz dersen bana küçük bir kasaba derim sana herkesin bilmediği

mutluluk dersen bana uzun uzun susabildiğin insanlar derim sana

işte biz bunları artık zor yaşadığımızdan yaz gelmiyor ya evimize

bahar nerde?

yahuu bu havalar niye düzelmiyor. bi en sevdiğimiz mevsim baharı yaşamadık.şimdi bunu atlayıp bir de kavurucu yaza giricek..benim mis gibi baharım nerelere gitti?

bunları biliyordunuz

peki bunu biliyor musunuz?

ben pek güzel melemen yaparım.

2011/05/02

bende bunalıma girebiliyorum!

evimi özledim
annemi özledim
odamı özledim
yatağımı özledim
bisikletimi özledim
deniz fenerini özledim
balkonu özledim
yalnız kalmayı özledim
eğreti durmamayı özledim
boşa çabalamamayı özledim
bişeyleri anlatmamayı özledim
birilerine bağlı olmamayı özledim
ayaklarımı uzatıp film izlemeyi özledim
sabaha kadar sokakta durmayı özledim


özledim


özledim


özledim


kendimi bile özledim

2011/05/01

en güzel cümlesini kırmızı yazdı insan

hürriyetin reklamları döndükçe evdekileri özlemem iyice artıyor.annem kahvaltıyı hazırlar babam fırından pide alır yada özel yaptırmışta olabilir.sonra trtde kovboy filmini açar.dehşet mutlu bir aile olmasakta birbirimizi seviyoruz.evi özledim bir hafta kaçmak lazım bi ara.
bugün kalktık bizde güzel bi pazar kahvaltısı yaptık.kahvaltı sonrası biraz hırpalandım çünkü günebakan arısı aldım dün ama sanırım bozuldu yapraklarını kıpırdatmıyor.bide artık kedili şişem var arkadaşım almış pek mutlu oldum.
yakında erken ölür demelerine aldırmadan 2 tane balık alıcam.biri turuncu biri ya siyah ya beyaz olacak.adını tam belirlemedim edi büdü koyayım diyorum onlar gay koyma diyenlerde var.hayvanlarla aramdaki husumeti azaltmaya çalışıyorum.vahşilerden hala tırsıyorumda sakin olanlarla aram gayet iyi dün köpek sevdim alışıyorum sanırım yavaştan.
bir arkadaşımın işten kovulmasını diledim.nefes alsın mutlu olsun belki yaşaması gerekenleri güzelce yaşasın istedim.ben istanbulu sevenlerdenim ama sevmeyenler gitsin soluk alsın.nefes almak önemli.. kadıköyde barlar sokağında Lâl diye bir yer var gidin oraya böyle güzel kısa soluk alma yeri.içki içebilir ya da kahvenizi yudumlayabilirsiniz.
bu hafta kursa gitmediğimden pazar gününü evde geçirmenin mutluluğunu uzun zamandır tatmayan biri olarak pek neşeliyim.
şimdi gidip odayı düzene sokucam,sonra biraz karikatür dergilerimi kurcalayıp,mızıkamla uzun zamandır ilgilenmedim bunu dün farkettim ona vakit ayırıcam,her zamanki değişmez durumum son olarak çizim yapıcam.mutlu bir pazar geçirebilirim diye umuyorum.
belkide çıkar dışarı dolanırız şimdi tam kestiremedim.

mutlu pazarınız değil umarım mutlu pazarlarınız olsun.mutluluk sahte yapıldığında eğreti duruyor ondan gerçek mutluluklar yaşayın.

2011/04/29

şapkalı deli dansı

ayaklarımı uzatmış,
dinleniyorum bir ağaç gölgesinde...
ağzımdaki küçük çalı parçası,
dilimin üzerinde dünya turuna çıkmış.
saçlarım herzamanki gibi dağılmış...
şapka olmasa gizlemek zor olabilirdi.
ayak uçlarım gölgeden nasibini alamazken
güneş onların içini ısıtmakta pek bi bonkör.
mızıka sesi yankılanıyor uzaktaki evden
annemin kurabiyelerinin kokusuyla
dans ediyor sanki...
dayanamayıp kalkıyorum yerimden
anlamsız hareketlerle mutluluk dansı yapıyorum.

...mutlu olmak için

sebep aramaya niyetsizken

huzura erişmek için

uzak durduğum huzursuzluklar var

bir çocuk düşünde büyüdüğüm

zamanların mutluluğa kurduğu

asma köprüleri var...

2011/04/27

bu bir merasim töreni


sen hiç zamanı durdurabilmeyi denedin mi?
ruhunu temizlemek hiç kolay olmayacak...
kirlerinden arınman değildi istek!
kaybetmeyi istiyorum...
temiz ruhu kaybetmeyi istiyorum.
dışım böylesine toprak kaplıyken,
içimdeki o temiz yeri kirletmek istiyorum.
bekle beni o güne kadar...
biraz daha çabalamama izin ver.
kendim yapmak istiyorum bunu...
bu bir merasim töreni!
lanetli ruhun kabul ediliş günü.
kıyametin bile kopamayacağı
cesur şimşeklerin korkularından yerlerine gizlendiği
masumiyetin kendini kadehte sunduğu an.
hep arzulamamış mıydık bunu?
zamanı durdurabilmekti son arzu
anı seçemesekte zaman durmalıydı
bir ağaç altında diz çökerken ben,
acının bedenime merhabası
yüzümün ıslanırkenki mutluluğu
köklerin vedası sana bu...
tüm inandığımız masalların şarkısıydı bu
topraktaki köklerin bedene saplanışı
bu bir ölüm değildi insan
masumiyetin yeniden doğuşuydu
bu bir hoşgeldin töreni...
bambaşka kelime anlamlarında teslim olmak
yaklaş usulca ve sende katıl bana...
unut tüm bildiğin kelimelerin anlamlarını
tüm sözcükler bugün anlamlarını kaybetti.
ağaç kökleri sözlükleri karıştırdı
bedenler yer değiştirdi bugün...
sus ve dinle!
masumiyet teslim oldu.
bu bir merasim töreni insan
diz çöktüğün yerden sakince kalk
ve son yudumunu al şarabından...
bırak kendini toprağın ruhuna
kanına karışan zehir değil inan bana
sen kendini bulurken,
biz kayıpların ölülerini çoktan yakmıştık...
sessizliği dinle sadece...

bu bir merasim töreni insan

masumiyet teslim oldu

bu bir kaybetme şarkısı

en güzel kıyafetimi giyip geldim ağaç

dizlerimin üstünde köklerini beklerken

son bir dilek diliyorum senden

bu merasim töreninin

en güzel şarkısında durdur zamanı.

2011/04/23

salıncak

ağacın dalına kurulan salıncak
dev bir araba tekerleği...

tek bir arkadaşın bile olmadığı bu yerde,

sallanırken gökyüzüne kaldırdığım kafam

o zamandan bilirdi yalnızlığın kokusunu...

yüreğine hava doldurarak unutmak isterdi.

bulutların şekilleriyle arkadaşlıklar,

bazen dev kahramanlıklar ülkesi yaratırdı.

yıllar sanki o dev tekerlekte ileri geri geçmişti...

bir an gözlerimi kapamıştım

olanlar olmuştu gibi...

terketti herşey...

bırakmayan tek şey yalnızlıktı o gri günde

yerinde durup yaşlanan bir ağaç gibi

kıpırdamamıştım...

köklerim toprak altında devinirken,

acıların en büyüğünü yaşamıştım.

adım atıp gidememekti en korktuğum.

dizlerimin üstünde yürümeyi denerken

parçalanmıştı kahverengi pantolonum
kırmızımsı lekeleri annem çıkarabilir miydi?

ya da bir masal kahramanı olsam

sihirle kaybedebilir miydim sökükleri?


sen söyle bana bir umut olsa

kapıyı araladığımda

yüzüme ışık vurur muydu ?

sanki tüm acıların sonuymuş gibi

ölüm mü yoksa yaşam mı
beni daha çok mutlu ederdi

daha hızlı daha hızlı salla bulut

belki o zaman yanına gelip

bu yalnızlığı unutabilirdim...

2011/04/22

domates güzeldir unutma!

durup biraz nefes alıp dinlenmeli.. oturup bir banka düşünüyorumda kaç kişi mutlu bugün diye... annemin keyfi yerindemi acaba... yine uyuyakaldım ya ben otobüste..bizim kedi nerelerdeki bugün gözükmedi.. rıhtım gözüküyormu burdan.. of ne zaman oradan bakıcam buraya sonra bazen alıyorum bazı kareleri hiç bitmesin O anlar diyorum..

sonra insanlar seviyormuş gibi yapıyorlar en çok ona bozuluyorum..bazıları söylüyo nefret edişlerini bunu daha samimi buluyorum.bir evim olsun istiyorum.. birkaç hayal kuruyorum olmayacağını bile bile...çabalıyorumda kuyruğunun peşinde dolanan kedi gibi hissediyorum..gideyim diyorum dur bi nefes al diyo içimdeki kalıyorum olduğum yerde.

gönüllü yalnızlık seçip gönülsüz kalabalıklar yaşıyorum kimse farkında değilken.

bisiklete binen çocukları izliyorum içimdeki uçurtma havalanırken... başım dönüyor gökdelenlere bakarken... bir kahve yudumluyorum eski kokan bir yerde.. garip içkiler deniyorum yeniye ayak uydururken.. ama hala bira ile cila yapıyorum...

konuşurken anlatamıyorum yazarken daha bi güzel.belkide dinlemeyeceğinizi bildiğimden konuşamıyorum... okumanız bazen pekte ilgilendirmediğinden rahat oluyorum...

utanmayı sadece ayıp bişey yaparken değil siz övdüğünüzde de yaşıyorum...

şehirde bahçesinde domates yetiştirebilecek bir insan arıyorum.

kağıttan gemileri yüzdürmekten utanmayın istiyorum

çikolatalar güzeldir ama en güzeli atep fıstıklı olanıdır diyorum

tek güzel şey gitar değil mızıka ve akordeonuda sevin istiyorum...
paranız sizin olsun bana uçurtma yapın ama bulutlara dokunabilsin istiyorum.
domates güzeldir dalından koparınca mis kokar ondan yetiştirin her köşede.
aşkın 11 e 10 kala geleceğine inanmaktayım.
bordo kadife koltukları olan bi evim olsun koridorunda kırmızı ve mavi bisikletlerim olsun diyorum.
bir balık alayım monitör yerine ona alık alık bakayım diyorum.
hayallerimi kuralları olmayan bi kompozisyonda çizebilmeyi isterken,
bigün birinize bozcaadaya gidelim dediğimde tamam diyip gidebilelim istiyorum ya da siz arayın ne bilim gidelim birgün!

he bide yırtık ayakkabılarım parasızlıktan değil çıkarınca bakmayın!

2011/02/27

bir klasik tını

meşhur gidiş konuşmalarından birine hoşgeldiniz...evet dönüyorum yine.. alışmak başta zorlasa da sonra alışıp dönmek zor geliyor.insan olduğumuzdan sanırım alışırkende,alışkanlıklardan vazgeçerkende sıkıntıya gebe dönemler geçiyoruz.Yine de hayata tutunmak için onca sebep varken bırakmayın bişeylerin peşini,sonucunda bazı alışkanlıklarınızdan vazgeçmek bile olsa.nasılsa kişiliğiniz sizi bırakmayacağından alışkanlıklarınızın yeri ve mekanı değişecektir sadece.
''eyy fındıklı rıhtım oturmuş,senden kız kulesine bakıyorum...''bunun gerçekleşmesi için çabalamaya gidiyorum...Alışkanlıklarımı çoktan askıya astım bile.